midyat

o nasıl bir öteki bir şey etkisidir, küçüktür aynen bilekten tutup çekiştiren yeşil gözlü çocuk gibi, rüya mahsulü bir yer, burası burası değil ki, yani biz karayoluyla geldik di mi? ama burası burası değil, ne lan burası, niye bu kadar güzel lan.

seni seviyorum

illa ki yalandır, hatta okadar yalandır ki; ona bi bak, neden yalanın bu kadar güzel bir şey olduğunu anlarsın

<bkz: uzlaşma>
<bkz: elia kazan>

hayatinin hatasini yapmak

birazcık geç kalmak ve sonucunda çok şey kaybetmekse bu hata, fena can yakar.

iliskiyi kurtarmak icin yapilan sacmaliklar

olm bu kadar aslolan ne var ki ilişkide, aşık olduk mu olduk, ilişkisi ne bunun daha, olsa olsa baharatı çeşnisi, ne bileyin sarmısağı maydanozu makarnasının

ilişki kurtulmasın siktirsin gitsin, seveni sevdiğiyle başbaşa bıraksın, allahla kul arasına girilmez, sevdiğine olmasan da sevgine kul olacaksın, ayrılıkla ne sevgi biter ne mutluluk

kurtarmaya kastığımız ilişki miydi, yoksa aşka obje yaptığımız vazonun kayıp gitmesine mi razı olamıyorduk, biz ne bok yiyorduk seyirciler, sayın olsanız öyle mal mal bakmazsınız seyirciler, sayın değilsiniz

emel sayın seyirciler eşeği doğru yere bağlamak gerekiyordu evet, o sağlam kazıktan bahsediyorum, aşk da olsa olsa kazıktır di mi ahaha, çok neşeliyim, klavye parmaklarımı gıdıklıyor da, ehm tamam ciddiyete dönüyorum, eşek diyorduk, evet bağladık ama olmadı, gene kaçtı gene kaçtı, ama bağladık, lazımdı eşek bize, kaçsa da kaçsın ama lazım, da kendisi değil, onunla çok lazım olan birşeyler taşıyorduk, taşımasak eşeğe de gerek yoktu, gerçi eşek kafasına koymuş gitmeyi, anlaşalım da salalım gitsin he mi, yerini mi beğenmedi bu amk eşeği, doğruydu yeri halbuse, iyi diyordu, eşek gitti yük bitti mi, he bittiyse tamam hepsi bütün sözlerimi gerisin geri aldım, amma bitmediyse mecbur dağ taş arayacaksın, bulup getireceksin, yousam bi orman odunu kendi sırtınla mı taşıyacaksın?

ilişki dediğin şey iki tane insanın birbiriyle seviştiği bir konsorsiyum, altı da üstü de geyik, o anlaşma bozulur ama tarafların ortak denizlerden geçmesi gereken gemileri bitmemiştir belki, daha yüzmek isteyen birileri vardır, hala denizin ortasındadır o, karayı göremiyordur, he o zaman da anla ki aynı hızda yüzmemişsiniz, inandın mı? yok öyle değil kandırdım, doğrusu aynı denizde yüzmemişsiniz, sen yanlış yorumladın yani orayı, aşk mı diyorsun? herkesin yalnız yüzdüğü bir tuzlu sudur, yüzmektir yani en basit haliyle, basitlikte şampiyon aşktır, toz toprak bütün sokaklardan atlayıp köpürtmektir yavaştan kıyısına vardığın denizi, taa güneydoğu anadoludan basıp nihayetinde bir yokuşun alnından görmektir egeyi, ilişkili yahut ilişkisiz, illa aynı anda mı varmak lazım oralara, o daha gelmemiş olabilir, yahut bi açılıp gelmiştir geri, he yunana kadar yüzmüş de olabilir, sen takma orasını yüzmene bak.

bak büsürü örnek verdim ne güzel, aforizma da olabilir tam adını bilmiyorum necip fazıl kesin bilirdi, ben bilmiyorum ama ne yaptım, ne dedim lan ben, ha diyordum ki kısaca saçmalıyordum şöyle;

geçerli olan biliyorsun ki hislerindi, ilişkin zaten hiç olmamıştı ki, olsa zaten ayrı yaratmazdı sizi yaratan, onu kurtarmak gereksiz, eğer karayı göremiyorsan hala, bir hayali kurtaracam diye boğulma lan, gerek yok, yüzmene bak sen datlı datlı.


sevgilin taa diplerde senin denizi üzerine koyduğun tabandı, görünmezdi bile o derinlerde, keyfine baktın, bakıyorsun, e insansın tabi korkacaksın gidecek diye, sırf suyla deniz olmaz, sonra geldirtmeye çalışacaksın, çalışmazsan da ne bok yiyeceksin, o arada dökülen, kaçan sular bitti gitti. ama sen çalış olum çalış, bak sınava az kaldı.

kisinin kendisine yaptigi iskence turleri

birgün mutlaka gidecek sevgiliye ısrarla aşık olmak. lan bi bırak oğlum lan, tamam bi bırak lan vazgeç, la tamam gitti artık lan daha ne bağırıyosun, aloo, bak yok artık, gitmiş bak, duymaz sesini boşa yorulma, lan ne ağlıyosun, allah allaah nedir bu hal, lan kızın biri işte altı üstü, biter gider zamanla, çivi değil ya bu kafanda çakılıp kalsın, düşünme daha, sktret seni sktredeni, bak falsefe budur, siktiredeceksin, ağlama be oğlum aaaaa, erkek adamsın.

-sen bi siktirgit be abi

cengiz ustun

-modern gibi tipi kötü entel manita yaptık ama ilişki hala " çay katam mı" yla yürüyor
-çay katam mı
-kat.

ekran koruyucu

-erkan, korunuyosun di mi bak
-tabi aşkım tabi yaa, kapıda üç tane zebellah gibi silahlı adam var
-o zaman taam.

tum insanliga kahve ismarlamak

oraya bi otomat koysak var ya, parayı gıraruk.

burc erkegi

bir erkek türü, burcunun gereklerini harfiyen yerine getiren, onu ikinci bir din olarak yaşayan erkek, çok çeşidi vardır*.

revani

diğer adı şam tatlısı idi galiba, oralarda çok seviliyor bu irmikli ajan, değilse bile olmalı, aynı şey bunlar. mahallemizde baklavayı kıskandıracak bir intizamla kesilmiş dikdörtgen parçalar halinde her parçanın üzerine tek bir fındık saplanmış olarak satılırdı, 15 sene boyunca tek bir amca sattı bunu bizim oralarda, abilikten amcalığa geçti işte o arada, o adamı tatlıcı arabasından ayrı görsem herhalde tanımazdım, sokak satıcıları çocuklara bile o keyfi vermiyor artık tabi*.

uludere katliami

evet mantıklı, aziz yıldırım konuşuyoruz ya, yüce meclis aklının sınırlarını zorlayarak kıymetli şahsı kurtarmak için çalışmalara devam ededursun, görevidir! biz o arada önce insanların öldürülmelerine varlığı yokluğu belirsiz, şekilsiz, kokuşmuş vicdanımızın ve parlak zekamızın sınırlarını zorlayarak bahaneler buluruz, sonra bulduğumuz bahanelere yenilerini, sonra o bahanelere bulduğumuz bahanelere sonra en son bulduklarımıza yeni bahaneler buluruz, kaçakçılık he? bizim güzel devletimiz çok yaşasın, zaten kendinden başka yaşayan kalmadı hemen hemen.

sezen aksu

bir ayrılığı komple sürükleyebilen dişlek serçe, depresyon hurisi, ruh hali (özellikle de bir kadın tarafından) içinde fıstık ezmeli sandviç muhabbeti geçen amerikan aile filmleri kadar berbat edildiğinde hoop! nesneye dönüşmüş neşe olarak beliriveriyor kederde, neşelenen keder vur patlasın çal oynasın içip sıçıyor gönül meyhanenizde, ulan nasıl bir kadın ki, yine bir kadın sağanak asit yağmuru gibi yağarken yapraklarınıza, onun sesinde bir erkek hüznü köpük köpük köpürüyor.

he bi de genşliğinde ne biçim güzel olduğu hep gözden kaçıyor sanki.

<bkz: son bakış>

elia kazan

oku okut, gerekirse zorla, anlamayana anlatma

<bkz: the arrangement>

yani

<bkz: uzlaşma>

ask i memnu nun sictigi an

büyük ihtimalle ortaya bir aşk-ı platonik çıkmıştır.

am istiyorum am

"ilacın 20 liradan satılıyor, erojen bölge travmalarını halka açmaktansa at bitane beynin de şarj olsun sonra tekrar bi üye girişi yap, bak göreceksin herşey çok daha güzel olacak" diyordu bir amca, ben de diyorum kime diyor*.

beyoglu avanta kokuyor

tesadüfen şahit olduğum, emek sinemasınn kapatılmasına karşı yapılan bir eylemde gördüğüm dövizlerden biridir, nostaljik tramvaydan lavanta parfümü ifrazatı yapan yönetici kadromuz belli ki esansı eksik koymuşlar ki eylemci arkadaşlar lavantayla bastırılamamış avanta kokusunu almış! emek sineması beyoğlunun en güzel simgelerinden biriydi, bana sorsanız alkazar da öyleydi toplasan iki kere ya gitmişimdir ya gitmemişimdir ama alkazar sineması denince aklıma iyi film gelirdi, bir köşede oturup gelen geçenle mahallesinin eski, canlı, samimi halinden dem vuran yaşlı amca gibiydi (he biz eski halini bilmiyoruz ya, amca muhabbetini yapıyor yine de, onu duyuyoruz). daha ılımlı olmak üzere atlas da alkazar da beyoğlu da emek de istiklalin "doğal" güzellikleriydi, istiklal varolurken onlar da oradaydı belli ki. sinema istiklalde, heryerde bulunmayan bu kaliteli (kaliteli derken klimalı ceylan derisi koltuğu, öteki dünyadaki sesleri bile ayrıntıyla veren ses sistemini, bursa işi bıçak gibi keskin görüntü kalitesini kastetmiyoruz) salonlarla bir sanata yakışır şekilde, görkemli değil lakin kendini bilerek yaşamaktaydı, beyoğlu sinemasının sonu da herhelde yakındır, artık zeki demirkubuz, reha erdem, angelopulos, haneke vesaire filmlerini korsan dvd den izleriz, zaten onlar da kendilerini seven 3-5 kişi için hatıra gönüle film çekiyolardı, herkes rahat etmiş olur, tavsiyem internetle birlikte beyoğlunu da kapatın lan, hazır mührü elinize almışken.

20 haziran 2010 kardes turkuler istanbul konseri

geçen yıl harbiyede konser vermediler kendileri, bu yıl kaçmaz lakin kovalayabilene, cumhur abi sağolsun, yoksa konser monser yalan yani*.

basliklari alt alta okumak

arada sırada kendi kendini imha etse ya burası.

aldatilirim korkusuyla sadik kalmak

nasıl olsa aldatılırım korkusuyla sadık kalmamakla aynıdır.

arkadastan intihar ediyorum diye sms almak

"ulan ölüyosun bari bi mms at da onun da tadına bakmadan gitme" diye iç geçirin gerisi gelir ama gerisi olarak mms beklemeyin kastettiğim o değil.