ask i memnu nun sictigi an
büyük ihtimalle ortaya bir aşk-ı platonik çıkmıştır.
am istiyorum am
"ilacın 20 liradan satılıyor, erojen bölge travmalarını halka açmaktansa at bitane beynin de şarj olsun sonra tekrar bi üye girişi yap, bak göreceksin herşey çok daha güzel olacak" diyordu bir amca, ben de diyorum kime diyor*.
beyoglu avanta kokuyor
tesadüfen şahit olduğum, emek sinemasınn kapatılmasına karşı yapılan bir eylemde gördüğüm dövizlerden biridir, nostaljik tramvaydan lavanta parfümü ifrazatı yapan yönetici kadromuz belli ki esansı eksik koymuşlar ki eylemci arkadaşlar lavantayla bastırılamamış avanta kokusunu almış! emek sineması beyoğlunun en güzel simgelerinden biriydi, bana sorsanız alkazar da öyleydi toplasan iki kere ya gitmişimdir ya gitmemişimdir ama alkazar sineması denince aklıma iyi film gelirdi, bir köşede oturup gelen geçenle mahallesinin eski, canlı, samimi halinden dem vuran yaşlı amca gibiydi (he biz eski halini bilmiyoruz ya, amca muhabbetini yapıyor yine de, onu duyuyoruz). daha ılımlı olmak üzere atlas da alkazar da beyoğlu da emek de istiklalin "doğal" güzellikleriydi, istiklal varolurken onlar da oradaydı belli ki. sinema istiklalde, heryerde bulunmayan bu kaliteli (kaliteli derken klimalı ceylan derisi koltuğu, öteki dünyadaki sesleri bile ayrıntıyla veren ses sistemini, bursa işi bıçak gibi keskin görüntü kalitesini kastetmiyoruz) salonlarla bir sanata yakışır şekilde, görkemli değil lakin kendini bilerek yaşamaktaydı, beyoğlu sinemasının sonu da herhelde yakındır, artık zeki demirkubuz, reha erdem, angelopulos, haneke vesaire filmlerini korsan dvd den izleriz, zaten onlar da kendilerini seven 3-5 kişi için hatıra gönüle film çekiyolardı, herkes rahat etmiş olur, tavsiyem internetle birlikte beyoğlunu da kapatın lan, hazır mührü elinize almışken.
20 haziran 2010 kardes turkuler istanbul konseri
geçen yıl harbiyede konser vermediler kendileri, bu yıl kaçmaz lakin kovalayabilene, cumhur abi sağolsun, yoksa konser monser yalan yani*.
basliklari alt alta okumak
arada sırada kendi kendini imha etse ya burası.
aldatilirim korkusuyla sadik kalmak
nasıl olsa aldatılırım korkusuyla sadık kalmamakla aynıdır.
arkadastan intihar ediyorum diye sms almak
"ulan ölüyosun bari bi mms at da onun da tadına bakmadan gitme" diye iç geçirin gerisi gelir ama gerisi olarak mms beklemeyin kastettiğim o değil.
ahmet kanneci
anatolıan pieces isminde bir albümü vardır ki, dinlemeye başlayıp da ağlamadan bitirebilenine ben insan demem (şahsen).
ateist olmanin dayanilmaz hafifligi
ne çok yaralamışız arkadaş, halbuse şahsen kimsenin dinine imanına bi küfür ettiğimi hatırlamıyorum lan ben ateist değil miydim yoksa! ya da dur lan bak burda da ateistlere küfür edilmiş demek ki karşılıklı bi boktanlık var, e illa ki bi küfür yiyicez bari edilen küfürlere bakalım hmm, karşısındakine eşcinsel diyerek hakaret etmeye çalışan bir güruh var, demek ki bu tarafın zeka seviyesi protestoya yeterli değil, o zaman karşıya geçelim biz, gerçi onlar da ediyor mudur aynı küfrü bilemioz ki. yalnız mı olsak ne.
sophomore
ahmed arif "dişlerinde elma kokusu" diye anlatır onu, odakule derler bir yer, bir bina vardır ne işe yaradığı sanki belirsiz, istiklal caddesi denen insan tarlasında, hemen altında tarlabaşı, tarla dedik ya. küçük bir kız gelir soğuk bir iklimde bir akşam ve iki erkek bu yere..
herşeyi küçük* gülüşü büyük siyah giyen bu kız turnikelerin üzerinden atlamanın hayalini kurarmış hala, bu küçük hayali duyan sanır ki asıl küçük olan yaşıdır ama değil, hayal dediğin de illa büyük olacak değil ya.. küçüktür ve bir erkeğin oldu olası en büyük hayalidir bu kız, o hayalini kuran biraz daha büyük erkeğin kapısından giriverir, soğuk bir iklimde bir akşam saatinde..
ama kapıdan girer girmez olmaz fethedişi, bir zaman geçer, iklim değişir, hava ısınır, her şey buhar olmuş ortalıkta yıkıntılar yok, bütün fazlalıklar temizlenmiş, içeride kimse kalmamıştır artık ve küçük kız kendi küçük adımlarıyla ülkesini kurar buraya , her şeye kendi adını koyar, gülüşleriyle inletir sokakları, saçlarını açıp kendi rüzgarını estirir savurarak, ağlar kendi yağmuru yağar, yürür kendi depremi olur, bakar kendi güneşini doğurur kendi denizinden..
evine, ailesine, arkadaşlarına ve bilimum dünya meselelerine sinirlenip çok ağlar bu kız, bu yüzden onlar da küçük olacakken büyük olmuşlardır gözleri, yine bundan sebep kışın mandalinayı beklediği kadar, ağlarken başını koyacağı omzu bekler, çok sever onu da ağlayışını da kıskandırmayı, o kadar ki çokça ağlamasını kıskandırsın diye daha da çok güler, hep akşam altıda evden çıkıp gezesi vardır da zaman tam tersine gebe, hep altıda döner eve (tam tersi işte), gülmeye devam eder, omzunda bir kamera aklında gazeteci olmak.. konuşur.. konuşur.. konuşur.. dinlerim, bazen su dur bazen ekmek, o kadar konuşur sonra sorar "sen niye hiç acıkmıyosun benim yanımdayken?". bazen unutur ne var ne yoksa, bazen aylar öncesinden bir saniyelik bakışı hatırlar, “-bi tepeden baksana”.. göremem o görür, duyamam duyar, sinirlenir sus der konuşurum, sinirlenir susarım konuş der, “e daha demin..” derim sus der. sanıldığına göre bu kendinden biraz daha büyük erkek dünyanın en çok, kendisi de ikinci en çok terleyen insan evladıdır, ne şans ki ikisi de kendilerininkinden nefret ederken birbirlerinin teriyle beslenebilir, terlerini değişirler zaman zaman, bir de ellerini..
"ideolojik toplu taşıma merakı" isimli olgunun yaratıcısıdır bu kız zira sosyaldir ve sosyalist, bir gün beşiktaş tan dört levent e gidemeyince* bu sevdanın yalan olduğuna kanaat getirmiştir, sırf her kadın gibi olmadığından kırmızı şarap içmez, mavidir bakışı, sesi sarıdır, gelişi renklerin içinde kına kokusuyla, gülüşü tanımsız olan.
“ideolojik olarak belediye otobüsünde güpegündüz çekilmiş sarhoş kahrı”da vardır bu küçük kızın içinde, hem de acelesi varken yanlış otobüse binmiş sarhoşun kahrı. (acelesi olan sarhoş mu?) otobüs sahilden gidiyor diye üç dakikada bir ağlarken gülen, bacakları geçici tutmaz olmuş, kelimeleri birbirine mantıklı şekilde bağlama gereği hissetmeyen sırtta taşınası bir güzel insandır o an, araya bir de aşk perdesi çekildi mi sahibi gibi güzel bir kahırdır çekilen, çekilesi ve yol yordam gereği hatırlanıp bolca ağlak ağlak gülünesi. sarhoş değilken tekilaya şiir yazan ispanyol paçalı kız sarhoşken küfür eder yine aynı tekilanın anasına ama çok sever onu da zaman zaman küfür ettiği diğer sevdikleri gibi
aç kalmak da dahil her çözüme vardır yan yana olmaksa lazım gelen , o “canımın içi ayakları” yla attığı her adımı yan yana lığa doğru giden bu düşük omuzlu şahsın sırtından çantayı karnından şefkatli bir avucu eksik etmemeli ki gülsün, şiir sevmezmiş! zaten sahaflar çarşısında cemal süreya bulmanın imkansız olduğunu da yaşayarak öğrenmemiştir, orhan veli den orhan abi, nazım dan usta diye bahsetmez, ahmed arif i arabesk bulur ve çantasında da bir adet hasretinden prangalar eskittim yoktur, böylece şiirden artan “sevme hakkı” nı da ütüye ve bulaşık makinesine özel ilgi göstererek kullanıp dengeler, denge demişken zaman zaman babasından çok güvendiği dengesiz bir şoförün kullandığı 900 km/s hızla giden belediye otobüsünde gözüne kalem çekerek izleyenleri adrenalinin doruklarına çıkartmakla kalmaz güvenini de en ekstrem yolla kanıtlanmış olur, her ne kadar nihai amacı “okumak” sa da dgs ile kısaltmasını “dostlar gelin silivriye” derneğinin kısaltması sanacak kadar alakasızdır, sarının kendine yakıştığını bildiğinden mısırın en sarısını seçer. çok düşünmeli onu ama çok da düşünmemeli, teybe müslüm gürses den sensiz olmaz ı koyup ispanya nın meşhur tekila koyunda akşam saatlerinde motorla gezdirmeli.
yani nasıl söylesem.. insansız duramayan, ayağında martı desenli amerikan ayakkabıları, başında mavi örtüsüyle mardin semalarında cebine doldurduğu umut u çitleyerek gezen aday üye bir sosyalisttir, günün şarkısı da levent yüksel den med cezir..
“böğürtlen çayı gibi”
sevgili
uğruna aklın almayacağı şeyler yapılabilir bazen, gerçekten almayacağı.
ispark
istanbul büyükşehir belediyesi ne bağlı, tam anlamıyla havadan para kazanan lakin yadsınamayacak bir mantık üzerinden hareket eden otoparkçı, icad edenleri kutlamak lazım zira hiçbir otopark belediyeye ait olan yolların kenarları kadar kazandıramaz..
lakin bir ara mecidiyeköyün göbeğinde bir binanın bütün cephesini kaplayan ve sloganı korna çalmıyorum gürültü kirliliği yapmıyorum olan reklamından anlıyoruz ki bu şirketin reklamlarından sorumlu arkadaş-lar zamanında öss de anlatım bozukluğu sorularından çok çekmiş.
is is is park park park.
ateizmin yayginlasmasi
dua edin de devam etsin.
guzel sanatlar fakultesi
güzel olmayan sanat dallarının varlığını iddia eden fakülte, ya bende var bir şey ya da bu nasıl isim lan.
turk milliyetciligini elestiren kurt milliyetcisi
ulan adı üstünde milliyetçilik, sadece başka milliyetçilikleri değil başka herkesi de itelemesi, eleştirmesi zaten konunun özünü oluşturur, kendi milletinden başka bir milleti seven milliyetçi diye bir yaratık mı var?.
iki erkek idare ettigim oldu
benim de iki erkekle idare ettiğim oldu ama orgazm olamadım, sonra öss ye girdim tesisat bölümüne kayıt yaptırdım bütün deliklerimi kapattırdım, sızdırmazlık garantisini de aldım, veriyolar.
zavalli yazar
since kibar feyzo
ben de zaval lıyam*.
soguk bir kis gunu sahil kenarindan denizi izlemek
sahil kenarından ama, güzeller güzeli.
dilenci
dilencinin dayanılmaz hafifliği diye espri yapıcaktım baktım doğru, hepsinin bir tarafı eksik ya, ona vermiyor muydunuz ki siz sadakayı? geçen bi kolu olmayan bitanesini tarttım, şişmandı ama obezite sınırının altında çıktı, sonra sadaka veren birini tarttım 21 gram eksik çıktı " ben kendi derdimdeyim" dedi adam, araştırmalarım sonuç veriyor.
acik sacik giyinip namustan soz eden kizlar
"kız hem orospusun hem kimseye vermiyorsun bari açık saçık giyinme de baldır erkeği güruhundan küfür yeme" diycem de orospusun! umurunda değil, bari orospu diyeyim de baldırlarının tahrikatı* artsın. saza gelsen olmayacak bunlar da işte anamız bizi namusta doğurmus daha az acı veriyormuş o zamanlar, bildiğimi bil yani.
